BU SEFER BAĞIMSIZ TÜRKİYE PARTİSİ (BTP)
BTP Mamak İlçe Gençlik Kolları Başkanlığı

Tanım

Bağımsız Türkiye Partisi Mamak İlçe Gençlik Kolları


http://haydarizm.blogcu.com/
5.BİN TÜRK İSLAM FEDAİSİ ÜLKÜCÜ İSRAİLE KARŞI SAVAŞMAYA HAZIR...
...
Merhaba
Selamlar
slm
http://turkiyegercekleri.blogcu.com'a bekleriz
KAHROLSUN İSRAİL...GÜÇLERİ SİLAHSIZLARA YETER...
KAHROLSUN İSRAİL...
Yardım Etmek
BU SEFER Prof.Dr. HAYDAR BAŞ

Bağlantılarım

* Ana Sayfa
* Profilim
* Arşiv
* Arkadaşlarım
* Yeni Mesaj Gazetesi
* Milli Ekonomi Modeli
* Bağımsız Türkiye Partisi
* BTP Ankara Gençlik Kolları

Meltem-TV Canlı

Meltem-Radyo Canlı

Kategoriler


ŞU AN SEÇİM OLSA OYUNUZU HANGİ PARTİDEN YANA KULLANIRSINIZ?
Son Durum
Pollemik - Anket Sitesi
Duyuru panosu
ANKARA - ŞEREFLİKOÇHİSAR - GÜLHÜYÜK -
BTP BELEDİYE BAŞKAN ADAYI ŞAKİR BELLİ

ANKARA İSTANBUL İZMİR
Mail listemize üye olun
EkleÇıkar

RADYO DENGE’ye İsrail için Dava

Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün ihbarı üzerine Türk Telekom ile Siyonist İsrail takımı Bnei Hasharon arasındaki basketbol maçının iptali eylemine çağrı metnini yayınlayan RADYO DENGE’ye Ankara 16. Asliye Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. İlk duruşma 6 Temmuz 2009 tarihinde görülecek.
02.05.2009 21:07

Gazze'de en vahşi insanlık suçlarının işlendiği, Filistinli kadın, çocuk sivil insanların acımasızca katledildiği bir süreçte, adeta bu acılarımızla alay edercesine Basketbol maçı için Ankara'ya gelen İsrail basket takımının Türk-Telekom takımıyla yapacağı maçı protesto amacıyla Ankara Filistin Dostları Platformu'nun çağrısıyla bir basın açıklaması yapılmıştı. Bu eylem, şiddete başvurmadan sadece maçın yapılmasını protesto amacıyla yapılmış ve maçın iptalini talep etmişti. Sonuçta da, maçı protesto açıklaması yapan kitle hiçbir sıkıntı yaşanmadan dağılmıştı. İşte İsrail'in katliamını protesto dışında hiçbir hedefi olmayan bu basın açıklamasına çağrı amacıyla RADYO DENGE'de Filistin Dostları adına bir ilan metni okunmuştu. Bu metnin muhtevası şöyledir:

"Bugün Siyonist İsrail terör devletinin Bnei Hasharon takımı ile Türk-Telekom takımı arasında Atatürk Spor Salonunda saat 19.00 da basketbol maçı yapılacaktır. Katil İsrail, Filistinli kardeşlerimize bunca vahşeti yaşattığı, çocukları, kadınlarıyla masum Gazze halkını topluca yok etmeye teşebbüs ettiği bir süreçte, utanmadan Ankara'ya her biri de Filistinli kanına bulaşmış olan sporcularını gönderebilmektedir. Katil İsrail'in, böyle bir katliamı gerçekleştirdiği bir süreçte bile bu maçı iptal etmeyip sporcularını Ankara'ya göndermesi, bize Ankara'da meydan okuma ve Gazze katliamı konusundaki duyarlılıklarımızı ciddiye almama anlamı taşımaktadır. Bize kendi ülkemizde hakaret etmek anlamına gelen bu arsız ve cüretkâr tutuma sessiz kalamayız. Bizi aşağılama ve kendi ülkemizde bize meydan okuma anlamı yanında, aslında İsrail terörünü örtme amacı da taşıyan bu maç mutlaka iptal edilmelidir. İşte bu amaçla, Gençlik Parkı ve 19 Mayıs Stadyumu yanındaki Atatürk Spor Salonu önünde bugün saat 18.00 de buluşalım. Bu edepsizliğe haddini bildirmek, bu maçın yapılmasını protesto ve iptalini temin etmek üzere gerçekleştirilecek basın açıklamasına katılalım ve Allah için oraya koşalım."

Halktan gelen bütün çağrılara rağmen, Gazze'deki katliama tepki için nutuk atmaktan öte hiçbir somut adım atamayan, somut adım atmayacağını da "bekâra karı boşamak kolay" diyerek ifade eden "Davos Kahramanı"nın emrindeki bürokratlarca, sivil halk tarafından atılan Türkiye'deki tek somut adım olan İsrail maçının iptal edilmesine vesile olanlar da cezalandırılmak isteniyor. Ve yukarıdaki metni yayınladığı için, "Davos Kahramanı"nın emniyet bürokratlarınca yapılan ihbar üzerine savcılıkça Radyo Denge Yayın Yönetmeni Bülent Koca hakkında, "suç işlemeye alenen tahrik etme" iddiasıyla ve TCK  214/1, 218. maddeleri gereğince 9 aydan 7,5 yıla kadar hapis cezası talebiyle Ankara 16. Asliye Ceza Mahkemesi'nde dava açılmış bulunuyor. Ayrıca bu metni yayınladığı için Bülent Koca'nın TCK 53/1-2 hükmü gereğince; "Sürekli, süreli veya geçici bir kamu görevinin üstlenilmesinden; bu kapsamda, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliğinden veya Devlet, il, belediye, köy veya bunların denetim ve gözetimi altında bulunan kurum ve kuruluşlarca verilen, atamaya veya seçime tâbi bütün memuriyet ve hizmetlerde istihdam edilmekten, - Seçme ve seçilme ehliyetinden ve diğer siyasî hakları kullanmaktan, - Velayet hakkından; vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan, - Vakıf, dernek, sendika, şirket, kooperatif ve siyasî parti tüzel kişiliklerinin yöneticisi veya denetçisi olmaktan, - Bir kamu kurumunun veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşunun iznine tâbi bir meslek veya sanatı, kendi sorumluluğu altında serbest meslek erbabı veya tacir olarak icra etmekten, yoksun bırakılması" da talep edildi. İlk duruşmanın 06. 07. 2009 günü saat 09: 00 da yapılacağı bildirildi.


Tarih: 22:16, 20/5/2009
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

TÜRKİYE'DE TARİHİ KONGRE: Türkiye ve Dünyada Ekonomik Buhran


Bursa Ovaakça’da yapılan ‘Türkiye ve Dünyada Ekonomik Buhran ve Çıkış Yolları’ adlı sempozyumda dünya ülkelerinin Milli Ekonomi Modeli’ne döndüklerini dile getirilerek artık Türkiye’nin de bu modeli uygulaması gerektiği tekrar deklare edildi.

 



Dünyada yaşanan ekonomik kriz ve Türkiye’ye etkileri, seçkin akademisyenlerin, gazetecilerin, hukukçu ve çok sayıda işadamının katılımıyla Pazar günü Ovaakça uluslar arası kongre sarayında gerçekleştirildi. Gecenin geç saatlerine kadar süren sempozyumun kapanış konuşmasını Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş yaptı. Konuşmasına 11 saat boyunca yorulmadan oturumlara katılan bilim adamlarına ve katılımcılara teşekkür ederek başlayan BTP Genel Başkanı konuşmasında küresel krizde şu ana kadar paket açıklayan ülkelerin açıkladıkları paketlerde tüketime bugüne kadar hiç verilmeyen destekler verdiklerini dile getirdi. “Tüketime destek verilmesi sadece Milli Ekonomi Modeli’nde öngörülmektedir” diyen Prof. Dr. Baş Rusya’dan başlayarak Milli Ekonomi Modeli’nin formüllerini uygulayarak tüketime destek sağlayan ülkeleri açıkladı. Rusya, Güney Kore, Venezüela, Vatikan, ABD, Japonya, Portekiz, Çin, İngiltere, Almanya, Şili, İtalya, Avustralya, İspanya, Fransa ve Brezilya gibi ülkelerin Milli Ekonomi Modeli’ni yavaş avaş hayata geçirdiklerini söyledi. Rusya’nın Milli Ekonomi Modeli’nin kalkınma planına aldığını söyleyen Prof. Dr. Baş, “doğum yapan her kadına doğum yardımı ve ev hanımlarına emeklilik hakkı veren Rusya, tezimizden istifade ederek şu ana kadar 9 proje hayata geçirmiştir” diye konuştu.

Uluslararası Bağımsız Ekonomi Modeli Birliği Teşkilatı tarafından düzenlenen sempozyumda konuşmacılar da Milli Ekonomi Modeli’nin dünyada kabul gördüğünün altını çizdiler. Sempozyumda, küresel ekonomik kriz’den çıkış yolunun Prof. Dr. Haydar Baş’ın sistemleştirdiği Milli Ekonomi Modeli ve Milli Devlet–Sosyal Devlet tezlerinin olduğu vurgulandı.

NE DEDİLER:

Prof. Dr. Ata SELÇUK
Borç yiğidin ayıbıdır
Borç yiğidin kamçısıdır’ diyor Başbakan. Borç esasında yiğidin ayıbıdır. Yiğit borçlanırsa borcunu hemen öder. Kim ödeyecek bu borçları? Bakıyorum biz bu borçları ancak Haydar Baş Bey’in Milli Ekonomi Modeli’yle bir yılda öderiz. Bir kuruş borcumuz kalmaz. Kaynaklarımız bol. Memleketimiz maden kaynıyor. Petrol denizi üzerinde yüzüyoruz.

Prof. Dr.Metin TULGAR:
TULGARBu kongre BTP’yi iktidar eder
‘İlim ilim bilmektir. İlim kendin bilmektir. Kendini bilmeyen âlim nicedir’ diyen Yunus  Emre’nin söylemeye çalıştığı önce kendini bileceksin. Yaratanını bileceksin. Yoksa senden hayır gelmez. Burada çok önemli konuşmalar yapıldı. Bu salonda konuşulanları boyalı basın gösterse tahmin ediyorum Bağımsız Türkiye Partisi tek başına iktidara gelir. Prof. Dr. Haydar Baş’ın kaynaklar sınırsız, ihtiyaçlar sınırlı görüşü hakikattir.

Prof. Dr. Mehmet PALAMUT:
MEM vergileri kaldırıyor
Büyük tüketici kitleleri üzerinde bulunan dolaylı vergileri hafifletmek ve hatta mümkünse bu kitlelerin satın alma güçlerini doğrudan sosyal sübvansiyonlarla desteklemek gerekmektedir. Nitekim bu Milli Ekonomi Modeli kitabında etraflı bir şekilde öngörülmüştür. Nasıl öngörülmüş? Dolaylı vergileri kaldırmak olarak, öğrencilere burs olarak, ev hanımlarına maaş olarak ve vatandaşlık maaşı olarak…

Prof. Dr. Ünal EMİROĞLU:
Türkiye’de değişim zamanı
Değişim siyasetin gıdası, değişim siyasetin oksijeni ve Türkiye’de değişim zamanı. Çok yakın bir zaman. Onun için bütün aydınlara sesleniyoruz. Bütün projecilere sesleniyoruz. Proje müellifleri dâhil, uygulayıcıları dâhil tabii. Ve bu ülke için söyleyecek sözleri olanlara söylüyoruz. Siyasete katılsınlar ve ağırlıklarını koysunlar. Einstein’in bir sözü var diyor ki, “Sorun üretenlerin zihniyetiyle, sorunlar çözülmez”

Prof. Dr. Hidayet SARI:
Türkiye MEM’le krizden çıkabilir
Türkiye’mizin Filistin’e döndürülme ve Sevr anlaşmasını uygulanması projelerine karşı MEM, yabancıların toprak satışlarının durdurulması, KİT’lerin tekrar Türkiye Cumhuriyetine kazandırılması, yer altı ve yerüstü zenginliklerinin sadece Türk milleti ve devletinin iş birliğiyle işletilmesi önlemlerini almaktadır. MEM’in bu ve benzeri projeleriyle, Türkiye karanlık projelerden kurtulabilir ve bu ekonomik krizden çıkabilir diyorum. 

Prof. Dr. Ömer SARACOĞLU:
Son pişmanlık fayda etmez
Milli ekonomi Modeli’nde devlet üretilen ürünlere karşılık olarak para basmakta, yani  senyoraj gelirini devreye koymakta, bununla üreticilere destek verilmekte ve vatandaşlara maaş kaynağı oluşturmaktadır. Ayrıca yıllık geliri 100 bin TL’nin altında geliri olan vatandaşlardan vergi almamaktadır. Milli Ekonomi Modeli’ne şüphe ile bakıldığı sürece kötü akıbetin gelmesine seyirci kalınacaktır. Son pişmanlık fayda etmeyeceğine göre Milli Ekonomi Modeli ve Sosyal devlet modellerinin uygulanmasında zaman kaybedilmemelidir.

Dr. Fuat ŞENGÜL:
Formül Prof. Dr. Haydar Baş’ın elinde bulunuyor
Ülkemizi ve bütün dünyayı saran küreselleşmenin getirmiş olduğu ekonomik buhranların çözümleriyle ilgili Prof. Dr. haydar Baş’ın uzun yıllardan beri böyle buhranlardan çıkışın formüllerini ortaya koyduğunu hepimiz biliyoruz. Bugün ülkemizin içerisinde bulunan sorunların çözümü bu sempozyumda bir kez daha hem Türkiye’ye hem de tüm dünyaya sunulacak.

Ali Değirmenci (Araştırmacı Yazar)
İktisatta teoriden teoreme geçildi
Tüketici çöktü. Tüketici çökünce sistemler, kapitalizm ve liberalizm de çöktü. Milli Ekonomi Modeli bilimsel bir yaklaşımdır. İktisatta teoriden teoreme geçilmiştir. Yani faraziye ortadan kalkmış ispata geçilmiştir. Bunun adı Milli Ekonomi Modeli’dir. Safsatadan hakikate dönülmüştür. Bugün dünya musibet ve belaların yönlendirmesiyle mecburi istikamet Milli Ekonomi Modeli’ne dönmektedir.

Mustafa Hilmi YILDIRIM:
Türkiye lider ülke olacak
Prof. Dr. Haydar Baş, ekonomi tanımlarken kaynakların sınırsız, ihtiyaçların sınırlı olduğunu dile getirerek gerçek ekonomi biliminin temellerini atmıştır. Ekonomi krizlerinin asıl kaynağı işte bu ekonomi biliminin yanlış tanımlanmasıdır. Türkiye medeniyetimizin ürünü olan Prof. Dr. Baş’ın Milli Ekonomi Modeli ve Sosyal DevletMilli Devlet tezleri uygulanırsa Türkiye’nin dünya liderliği otomatik olarak gelecek ve Türkiye ve dünyadaki sorunlar kökünden çözülecektir.

Zeki Garacoğlu (İşadamı)
Asıl gündem bilerek saklanıyor
Türkiye’de hiçbir zaman konuşulması gereken asıl şeyler konuşulmamıştır. Bugün konuşulması gereken konu ekonomi olduğu halde maalesef ülkeyi yönetenler asıl gündemle ilgilenmek yerine dedikodu mesabesinden şeylerle zaman kaybetmektedirler. Ülkeyi yöneten iradeler yabancı iradelerin emir ve komutasında olduğu için Milli Ekonomi Modeli gibi bir modeli alıp uygulamaları asla mümkün değildir. Türkiye’nin gerçek gündemini konuşan tek bir kişi ve kadro var, o da Uluslararası Bağımsız Milli Ekonomi Modeli Birliği Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş ve sizlersiniz.

Ali Garaçoğlu (BTP’li Ovaakça Belediye Başkanı)
Ovaakça dünya markası olmuştur
Ovaakça beldemizin bu kongrelerle bir dünya markası haline geldiğini görüyoruz. Bu noktada ev sahipliği yaptığımız için çok mutluyuz. İnşallah böyle tarihi kongrelere farklı mekânlarda da ev sahipliği yapmayı istiyoruz. İnşallah 29 Mart seçimlerinden sonra Osmangazi Belediye Başkanı olarak da bu kongrelere ev sahipliği yapmaya devam edeceğiz.

Murat ÇABAS (Gazeteci - Yazar)
MEM bütünüyle uygulanmalı
Bugün dünyada 42 ülke, Milli Ekonomi Modeli’nin çözümlerinden istifade ederek özellikle talebi canlandırmaya yönelik teşvik paketleri açıklamışlardır. Ama şu bir gerçek ki, Milli Ekonomi Modeli bütüncül bir modeldir ve başka bir modelin, özellikle de Milli Ekonomi Modeli’yle taban tabana zıt olan Kapitalizmin gediklerini kapatmak için kullanılamaz. Kullanıldığı noktalarda mutlaka fayda sağlayacaktır, ama bu kesin çözümü asla getirmeyecektir. Milli Ekonomi Modeli’nden maksimum verim elde etmek, ancak onu bütünüyle uygulamaktan geçer.


Tarih: 20:19, 10/2/2009
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

DAVOS'TA GÖSTERİLEN TAVRIN İÇİ DOLDURULMALI

Davos’ta düzenlenen Gazze ile ilgili panelde başbakan sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın gösterdiği tavır, Türkiye’de ve dünyada geniş yankı buldu.

Özellikle Türkiye’de büyük heyecana sebep oldu, takdir topladı.

Öncelikle bu olay milletimizin nasıl bir dış politika izlemesi gerektiğini gösteriyor.

Buna göre milletimiz;

- Türkiye’nin bölgesinde ve dünyada dik durmasını istiyor, söz sahibi olmasını istiyor.
- Baş olmasını, uydu olmamasını istiyor.
- Ezilmemesini, ezenlere destek olmamasını istiyor.
- Mazlumlara sahip çıkmasını istiyor.
- Kendi yolunu, kendi bağımsız ve hür iradesiyle çizmesini istiyor.

Davos olayının en önemli mesajı budur. Mesajın iyi okunması gerekmektedir.

Ancak bu Davos tavrının samimi olduğundan hareket edersek şu iki soruya cevap bulmamız zaruridir.

Kamu vicdanında sorulan bu soruya AKP iktidarının ve özellikle sayın başbakanın cevap vermesi gerekir.

Soru 1: Eğer Davos tavrı esas ise o zaman 6 yıllık AKP iktidarları döneminde İsrail ve ABD ile stratejik müttefiklik, İsrail ile siyasi, askeri ve ekonomik işbirliği ve dayanışmanın sorgulanması gerekmez mi?

Soru 2: İsrail katliamı ilk defa mı yapıyor?

2 yıl önceki Lübnan katliamına neden böyle bir tepki gösterilmedi?

İsrail’in gerçek müttefiki ABD’nin Irak’ta yaptığı 1,5 milyon insanın şehit edilmesine neden tepki gösterilmedi, tam tersi lojistik ve siyasi destek verildi?

Neden daha önce İsrail ile yapılmış anlaşmalar yürürlüğe konuldu?

Üstüne üstlük AKP döneminde de tarım, enerji ve askeri sahada bir çok yeni anlaşmaya imza atıldı.

TBMM’inde ağırlanıp, konuşma yaptırılan, Davos’ta tartıştığınız İsrail Cumhurbaşkanı Peres değil miydi?

Gazze katliamından çok kısa bir müddet önce imzalanan 167 milyon dolarlık roket alımı anlaşması ve görüşmeleri halen süren 8 Heron uçağı anlaşması nasıl izah edilebilir?

Davos olayından sonra sayın Başbakan’ın “tavrım moderatöredir, İsrail ile ilişkilerimiz bozulmaz” açıklaması bu tavrın samimiyetine gölge düşürmektedir.

Sayın Başbakan eğer Davos tavrında samimi ise, bu tavrın bir siyasi eyleme dönüşmesi gerekmektedir.

Hiç değilse İsrail büyükelçisini gönderebilir veya İsrail büyükelçimizi geri çekebilirdi.

Gazze katliamı ortadayken, yahudi kongresinin kendilerine verdiği üstün cesaret madalyası neden hala iade edilmemektedir?

Davos’ta bu anlamlı tepkiyi ortaya koyan başbakan, “ölü doğdu” dediği Büyük Ortadoğu Projesinin eş başkanlığı görevine hala devam edecek midir?

Sonuç itibariyle Davos tavrı, milletimizin takdirini kazanmıştır. Ancak şimdi kamuoyu 6 yıllık iktidar döneminde İsrail'le sürdürülen ilişkilerin sorgulanmasını beklemektedir.

Daha önemlisi bundan sonra Türkiye-İsrail ilişkileri nasıl seyredecektir?

Türkiye, ABD’de Obama’nın da göreve başladığı bu dönemde, bölgesinde ve dünyada kendi milli görüşü doğrultusunda ortaya tutarlı bir dış politika koyacak mıdır?

Millet bunu bekliyor.

Bundan sonraki süreç bir samimiyet testi olacaktır.

Eğer bu tavır içi doldurulamayacak, siyasi bir projeye dönüşmeyecekse, Davos tavrı seçimlerin de yaklaştığı bir dönemde bir şov olmaktan öteye geçemeyecektir.

Unutmayalım ki, Genel Başkanımız Prof. Dr. Haydar Baş’ın ortaya koyduğu şu esas, Türkiye’nin istikbalini belirleyecektir.

Uluslararası ilişkiler karşılıklı menfaat ve zarar esasına dayanır.

Güçlü ve caydırıcı olmak, bölge ve dünyada insiyatif kullanmak Türkiye’nin hedefi olmalıdır.
Tarih boyunca insan hak ve hürriyetlerinin teminatı olmuş milletimiz bugün dahi bu misyonun sahibidir.

Zulme destek olmamak, mazlumu korumak Türk Milleti'nin şiarıdır.

Şimdi sayın Başbakan'dan ve AKP iktidarından bu doğrultuda yeni bir siyasi çizgi belirlemesini bekliyor, yüce milletimizin hissiyatını paylaşıyoruz.

Tarih: 16:39, 1/2/2009
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Samimiyet Testi

“İsrail’in Filistin’e yönelik katliamlarını bütün uyarılara durdurmaması üzerine Başbakan Erdoğan kısa adı AJC olan Amerikan Musevi Komitesi tarafından 2004 yılında kendisine verilen “Cesaret Ödülünü” iade etti.”
“Türkiye, geçmiş hükümetler döneminde İsrail’le imzalanmış olan ‘Savunma İşbirliği Anlaşması’nı askıya aldı.”
“İsrail–Türkiye arasında imzalanmış olan Güvenlik/Gizlilik Anlaşması iptal edildi.”
“Yine İsrail Türkiye arasında imzalanmış olan Çevre Sorunlarında ve Doğa Korunmasında İşbirliği Anlaşması iptal edildi.”
“Türkiye–İsrail Askeri Eğitim İşbirliği Anlaşması’nın Filistin’de katliamlarına dur demeyen İsrail’e tepki olarak Türkiye tarafından süresiz olarak iptal edildiği açıklandı.”
“Terörizm ve Diğer Suçlarla mücadele anlaşması Türkiye hükümeti tarafından askıya alındı.”
“Telekomünikasyon ve Posta Alanında İşbirliği Anlaşması iptal edildi.”
“Sağlık ve Tıp Alanında işbirliği anlaşmasını Türkiye askıya aldı.
“Sözlü uyarılara kulaklarını tıkayan İsrail’e Türkiye, ‘Savaş uçaklarının Modernizasyonu Projesi Anlaşması’nı tek taraflı olarak askıya aldığını açıklayarak cevap verdi.”
“Türkiye–İsrail Serbest Ticaret Alanı Anlaşması diğer anlaşmalar gibi iptal edildi.”
“İsrail’le Türkiye arasında imzalanan Ekonomi, Sınaî, Teknik ve Bilimsel İşbirliği Anlaşması’nı da Türkiye iptal etti”
“Türkiye İsrail büyükelçisini geri çağırdı.”
“Türkiye bütün sözlü uyarılara rağmen kadın, çocuk, sivil ve asker ayırt etmeden Filistin’e günlerdir bomba yağdıran ve ambargo ve işgale son vermeyen İsrail’le diplomatik ilişkilerini kesti.”
Yukarıdaki haberlerin bir ya da birkaçını gazetelerde okumadan Başbakan Erdoğan’ın önceki gün Davos’ta ortaya koyduğu tepkinin samimiyetini sorgulamaya devam edeceğim.
Şüphesiz Davos’ta Türkiye’ye karşı bir terbiyesizlik yapılmıştır.
Buna bir tepki göstermek Türkiye’yi temsil eden her siyasi için bir yükümlülüktür.
Ama ne kadar sert olursa olsun sadece konuşmak İsrail’i vahşetinden caydırmaz.
Bugüne kadar caydırmadı da…
Başbakan Erdoğan Davos’taki çıkışına yukarıda saydığım şeyleri eklemezse eğer bu da diğer konuşmalar gibi yaklaşan yerel ve genel seçimler için söylenmiş tribünlere yönelik siyasi sözlerden öteye geçemeyecektir.
O yüzden bu siyasiler için bir samimiyet sınavıdır…
Bu sınavdan şu ana kadar ki alınan not ise kırıktır, eksidir…
Bundan sonrasını ise göreceğiz…

Tarih: 20:47, 31/1/2009
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Gül hacım gül!

Malum, gündem Filistin…
Gündem İsrail’in Gazze katliamı, tüm dünyanın gözüne baka baka bir soykırıma imza atması…
Bütün ülkelerde olduğu gibi bizde de yoğun tepkiler, sellere dönüşen gözyaşları var ama iktidar bir adım atma niyetinde değil.
İktidarı öteden beri destekleyen çevreler, özellikle diyalogcu medya takipçilerini öyle bir efsunluyor ki, yaşanan katliam karşısında bölgede ayağa kalkan, sesini yükselten sadece mevcut iktidar, başka yok.
Somut bir adım göster diyorsunuz, gösteremiyor.
Gazzeliler rahat durmadıkları için bütün bunlar başlarına gelmiş, hatta bizim kurtuluş savaşında i İzmir’de ilk kurşunu sıkan gazeteci Hasan Tahsin bile yanlış yapmış!
Zaman’ın Ahmet Selim’ini okuyabilirsiniz.
Hali–vakti ve dahi keyfi yerinde bir hacı ile konuşurken “Atatürk sağ olsaydı bu katliam olmazdı, olsa bile o sessiz kalmazdı” dedim.
Hacım bastı kahkahayı.
Aşağıdaki metni özetleyen birkaç cümle söyledim ama hacının ağzı kulaklarında olduğu için işitmesini de engelliyordu.
Atatürk’ün ölümünden bir sene evvelki o konuşmasını bizim Murat Çabaz’ın köşesinde görünce hayli sevindim ve o kahkahacı hacıya armağan edeyim dedim:
“... Kendimize kâfi derece güvenip ve kudretimizi bildiğimiz için İslamiyet’in mukaddes yerlerinin Musevilerin ve Hıristiyanların nüfuzunun altına girmesine mani olacağız. Binaenaleyh şunu söylemek istiyoruz ki, buraların Avrupa emperyalizminin oyun sahası olmasına müsaade etmeyeceğiz. Biz şimdiye kadar dinsizlikle ve İslamiyet’e lakayt olmakla itham edildik. Fakat bu ithamlara rağmen Peygamber’in son arzusu, yani mukaddes toprakların daima İslam hâkimiyetine kalmasını temin için hemen bugün kanımızı dökmeye hazırız... Cetlerimizin, Selahaddin’in idaresi altında uğrunda Hıristiyanlarla mücadele ettikleri kutsal toprakların yabancı hâkimiyet ve nüfuzun altında bulunmasına müsaade etmeyeceğimizi beyan edecek kadar bugün Allah’ın inayetiyle kuvvetliyiz. Avrupa bu mukaddes yerlere temellük etmek için yapacağı ilk adımda, bütün İslam Âleminin ayaklanıp, icraata geçeceğine şüphemiz yoktur.” (Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK 27 Temmuz 1937 TBMM)
Milli Mücadele’yi takip eden yıllardaki hassasiyetler devam etseydi belki… Ama görülüyor ki o gün ki basiret ve feraset törpülenmiş, rendelenmiş, diyalog kazanlarında kaynatılarak buharlaştırılmış ve  bugün maalesef haşa İslam adına zulmü alkışlayan bir nesil yetiştirilmiştir.
Söz konusu hacı fikriyatında milyonlar yetişti ne yazık ki…

Tarih: 20:54, 25/1/2009
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı
Tekirdağ Siteleri

<- | Sonraki Sayfa ->